2017/04/12

Bilal Sami Gökdemir-Şu Saatte Orada Mıydın? Kitap Yorumu



bilal sami gökdemir

Blogda yeni bir bölüm açmaya karar verdim. Adı 'Gömülenler' olacak. Sevmediğim kitapları gömdüğüm bu bölümde sizleri de uyarmaktan kıvanç duyarım.

İlk kez plansız gittiğim kitap fuarından bu  yazara ait 3 romanla döndüm. Ben plansızdım çünkü F.B, Hece'nin yaşlı kurtlarıyla görüşecekti. Bense kitap fuarını duyunca peşine takıldım. O, yaşlı kurt ismini taktığım, edebiyat dünyasının köşe taşlarını tutmuş saçmalaşmış fosil fikirleriyle, gençlere geçit vermeyen amcalarla görüşürken ben de hunharca standlar arasında mekik dokudum. Bir yerde birbirimizi bulup, başladık alış-verişe. 
Pazarda son kalan ürünlerini satmaya çalışan tüccar gibi bağıran genç hayli dikkatimizi çekti. Bilal Sami Gökdemir'in romanlarını tanıtıyordu.

Beni bilirsiniz her yazarın kitabını okumam. Ama ilk kez bu prensibimi çiğneyip, bilmediğim bir yazara ait 3 kitabı birden aldım. Sebebi ise ben yazarı kim acaba demeye kalmadan F.B nin yazarı nereden tanıdığını hatırlayıp, kendisinden bahsetmesiydi. Madem yerli yazarlara da bakalım dedik, paramız tanıdık birilerine gittsin dedim ve kampanyalı 3 kitabını da aldım.

Kitabın konusuna kısaca değinecek olursam; bir adaya tatile giden 5 arkadaşın, kendilerini birden cinayetlerin ortasında bulmaları ve tesadüfen, adada bulunan dedektif Murat'ın olaylara dahil olmasını anlatan bir roman.

Şahsi görüşüm ise; her ne kadar polisiye-gizem türü amaçlanmış olsa da bu türden olamamış bir kitap. Tamam okurda merak uyandırıyor ama sadece merakla kalıyorsunuz. 
Yazım yanlışları her romanda olduğu gibi bunda da vardı. Yer yer kullanılmış bazı betimlemelere tam kaptırıp gidiyordum ki yazarın yarıda bırakmasıyla gıcık olduğumu belirtmek isterim.

Yeni roman yazacaklara usta yazarların iki önemli tavsiyesi vardır. Yer ve zaman. Olayların nerede ve hangi zamanda geçtiği tam olarak verilmezse, okuyucu ve roman arasında bir kopukluk olur, derler. Bu romanda beni en çok rahatsız eden şeylerin başında da bu yoksunluk geliyordu. İsmi olan ama nerede olduğunu anlayamadığım bir adada, herhangi bir zamanda geçmesi rahatsız ediciydi. 
Romandaki tek Türk Murat'ın ise o adada mı yaşadığı yoksa tatile mi gittiği belli değildi. İşlenen ilk cinayetin ardından ada güvenliğinden sorumlu kimler varsa onlara başvurmak yerine bir Türk dedektifi çağırmanın mantığını da çözemedim. 

Yazarın Agatha Chiristie kitaplarını ne kadar çok sevdiğini anlamanız zor olmuyor. Keşke Hercule Pairot gibi bir kahraman oluşturabilseydi bu yazar da. En azından Murat'ın hayatına dair bilgiler verebilseydi ve biraz daha baş karakter değeri gösterseydi. Murat'ın çok toy bir dedektif gibi düşünmesi, arada keş gibi canının sigara çekmesi çok iticiydi. Pairot'ta sigara kullanıyordu ama bu kadar itici anlatılmamıştı.

Kitabın son sayfasının yırtık olması, belli bir kitle için süper pr çalışması olmuş. Dikkat çekici ve merak uyandırıcıydı. Ama sadece böyle kalıyor. 
Romanın sonu çok aceleye getirilmiş gibiydi. Ayrıca yırtık sayfadan hiçbir şey çözemeyip sadece tahminleriyle kalan tek vakti boş ben değilimdir sanırım. Kitabın minnak bir köşesinde  yazan Anadolu Edebiyat 2012 Roman Ödülü yazısı dikkatimden kaçmadı. Pek aldırmayın sevgili gömülenler okuyucuları. Zira, edebiyat dünyasının en prestijli ödüllerinin bile nasıl verildiğini çok iyi biliyoruz.

Velhasılı kelam bu kitap, gömülenler listeme 3. sıradan girmiş bulunuyor.


2016/11/24

YABANCI DİL ÖĞRENMEK İSTEYEN VAR MI?

Yabancı dil bilmiyorum diye sakın üzülmeyin. Yazımı okuduktan sonra yabancı bir dil öğrenmiş olacaksınız. Bu dili kullanmanız için çok uzaklara gitmenize gerek yok. Güzide ülkemizin İç Anadolu Bölgesi'ne gittiğinizde rahatlıkla kullanabilirsiniz. Şimdi aranızda bir kere o dil diğiiil ağızdır tamam mı diyecekler vardır.
Benim açımdan ağız olmaktan çoktan çıkmış bu kelimelerin ne olduğuna, dilerseniz yazımı okuduktan sonra siz karar verin.

UYARI!!! Kimi kelimelerin okunuşu ve anlamı çok komik gelip, olur olmadık yerde kahkaha atmanıza sebep olabilir. Eğer kelimeleri kullanmayacaksanız okuduğunuz gibi unutmanızı tavsiye ederim. :D :D :D

NOT: Kelimelerin bir kısmını memleketimden bildiğim için kendim ekledim ama bilmediğim kelimeleri de yazar Mehmet Baş'ın Çamardı Yöresi Ağzı yazısından yararlanarak buraya ekledim. Ayrıca bazı kelimeleri söylendiği gibi yazdım.

Abaruu  ya da abarii : Şaşırma belirtir.

Adıbatasıca: Bir beddua türüdür. Adın batsın demekle aynı şeydir.

Alenktirik: Elektrik

Amandiyim: Dikkatli ol, temkinli ol.

Apolle: Hopörlör

Aselet: Bilerek, bilinçli olarak. Bir şeyi bilerek yapmak

Babal Almak: Vebal almak

Bakale: Bakar msın?
Çok önemli not: Bu kelime, muhacirlerin bulunduğu köyde yerliler için kullanılırmış. Onlara göre göçmeyen olmayan herkes bakaledir.

Barii ya da baruu: Şaşırma belirtir. Abarii demekle aynıdır.

Basta: Seyyar satıcı tezgahı

Bastacı: Seyyar satıcı

Bazı: Yufka yaparken hamurun yuvarlanması.

Bi dıkım: Bir lokma ( K ler kaba bir şekilde H ye yatkın okunur)

Belişmek: Paylaşmak

Bişirikli: Becerikli

Böğür: Böbrek

Buymak: Üşümek ÖR: Buydum. Buydun mu?

Canavar: Kurt

Carı:Hızlı

Cingi taş: Yassı, yuvarlak taş. :D (Cingi taş devri olsaydı keşke.)

Cıngıl: Özellikle yaz aylarında terden ve sıkıntıdan burnun akması.

Cülük: Civciv

Çığırmak: Söylemek ÖR: Bi türkü çığır da dinleyek.

Çıkın: Küçük bohça

Çiğin: Omuz

Çingil: Yoğurt veya süt kabı

Çimmek: Yıkanmak

Dal: Sırt

Daylı, daylının dibi, daylı çıkasıca: Bir beddua türüdür. (Sanırım zukkum demekle aynı.)

Deşirici: Dilencinin yüzsüz olanı

Deşirmek: Toplamak

Devramber: Ay çiçeği

Dıkılmak: İçeri girmek

Dinelmek: Ayakta durmak

Dölek: Düzgün ÖR: Dölek dur.

Duşlama: Bir şeye çok takan kişi.

Dussuz: Patavatsız, lüzumsuz, düşüncesiz

Emete: Hala

Essah: Gerçek

Fıcıtmak: Fırlatmak, atmak.

Fişgene: Salyangoz

Gaçıl: Çekil

Ganıyaklı: Genç kızlar için kullanılır.

Garamet: İftira, su-i zan.

Garsamba: Kullanılmayan eşya, karsamba

Gaygana: Yerli krep

Gıran giresice: Bir beddua türü. Hastalık olarak kullanılıyor sanırım.

Gişilik: Önemli zamanlarda giyilen elbise. Nadiren sosyalleşen insanlar için de kullanılır.

Gopmak: Koşmak

Gov: Gıybet

Gubarmak: Kibirlenmek

Gurdalamak: Karıştırmak

Hangırdamak: Yüksek sesle gülmek

Hazzetmemek: Hoşlanmamak.

Helki: Su kabı

Heye: Evet

Hıllı: Doğru düzgün

Horanta: Aile efradı (çok güldüğüm favori kelimelerimdendir)

Iccık: Azıcık

İlaaşı: Başka birinin yanında yaşayan. Yabancının içinde olan.
ÖR: Aman Ali Rıza Bey kızımız ilaaşında ağzının tadı kaçmasın. :D

İlazım: Lazım

İpta: Önce, öncelikle

İt dirsee: Gözde çıkan arpacık

Keleş: Güzel, yakışıklı

Kırı: Eşek yavrusu

Köreken: Damat :D

Kopil: Küçük çocuk

Köfere: Arı yuvası

Köstü: Köstebek

Küncü: Susam

Lapçın: Lastik ayakkabı içine giyilen mesh.

Mahana: Bahane

Mertlemek: Hoplamak

Meymenetsiz: Faydasız, beceriksiz

Mısmıl: İşe yarar ÖR: Hıllı mısmıl bir şey olsa ben alırdım. :D

Mudara: Mihnet

Muhannet: Fesat, içten pazarlıklı

Nacak: Küçük balta

Nöörüyon: Nasılsın? Ne yapıyorsun?

Ne vaat: Ne zaman?

O deelden: Habersizce

Ondan kelli ya da gelli: Ondan sonra veya o yüzden

Ödü sıtmak: Çok korkmak

Öte git: İleri git

Pece: Pencere ya da baca

Pürüşmek: Solmak

Sassı: Tatsız

Sasımak: Ekşimek

Sineklenmek: Oyalanmak, boş durmak

Sini: Büyük tepsi

Sös: Sus

Sokurdanmak: Kendi kendine söylenmek

Soykasında kalasıca ya da kalsın: Beddua türüdür ama ne anlama geldiği hakkında henüz fikrim yok.

Sündük: Arsız

Şipit: Gözdeki çapak

Şordanaarı: Beklenmedik zamanda ya da uzaklardan gelen kişi

Şikletsiz: Suratsız

Ters: Hayvan gübresi

Tetir: Cevizin ele bıraktığı leke

Umma olmak: Bir şeyi çok  istediği için hasta olmak. Genellikle lohusa kadınlarda olan bir durumdur.

Uyku semesi: Uyku mahmurluğu

Üleş: Leş

Ürüya: Rüya

Ütmek: Kumarda kazanmak ya da alevin bir anda sıçrayıp kılları yakması.

Yağır gibi: Çok kirli

Yanaz: Aksi

Yanıç: Yengeç

Yeğni: Hafif, hafif davranan kişi

Yumuş: Emir

Yüklü: Hamile

Yüklük: Yastık, yorgan koyulan yer

Zaar: Herhalde manasındadır. Zahir ile aynı kelimedir.

Zaara: Tahıl, buğday

Zamanın Behrinde: O dönemin şartlarında ( F.B nin favori kelimesi) :D

Zerreadar: Küçücük

Zıymak: Kaymak. ÖR: Ayağım zıydı.

Zibil: Çöp

Zobu: Kaba, saba

Zorlu ya da Zollu: Kaliteli

Zorsunmak: Üşenmek

Zoypantı: Kaba, iri yarı kimse


Bildiklerim bu kadar. Bilmediklerimi de öğrenip buraya eklemeye devam edeceğim. Düşüncelerinizi yoruma ekleyebilirsiniz.


                                                                


2016/10/18

FAKİR NOSTALJİSİ

Dikkat: Bu post, fakirlik ve yüksek doz nostalji içermekte olup, kuvvetle muhtemel gözünüze toz kaçırtabilir. 

lami
balin






80 lerin ve 90 ların orta ve fakiristik kesiminin çok iyi tanıdığı şekerlere denk geldim bu bayram. Memlekette bayram ziyaretine gittiğimiz çoğu kişi bu şekerlerden almıştı. Tabi görür görmez ben şok...
Çünkü en son çocukken görmüştüm bu şekerleri. Hatta bir ara satılmadığı için, üretici firması iflas filan etti sanıyordum. Çocukluk işte.

Durur muyum çocukluğumun şekeri buu diye 4-5 tane aldım. Sırf nostalji havası verdiği için bu yıl kapış kapış satıldı bu şekerlerden. 

Balin Gıda'nın 1967 yılından bu yana ürettiği Lord ve Lami şekerlerinden bahsediyorum. Hani isimleri, paketleri ayrı ayrı ve rengarenk olan, birbirinden ayrı tatları varmış gibi hava katılan ama aslında tatları aynı olan şekerlerden...
Hani üzerinde bitter çikolata kaplı, nektarin aromalı krem fondan yazan ama krem fondanın ne olduğuna dair kimsenin fikrinin bulunmadığı şekerler...

Küçükken tadını çok sevmezdik. Ona rağmen büyük bir heyecanla başka renkteki Lord'ları acaba farklı bir tat var mı diye açar yerdik ama hiç bulamazdık. Bu şekerleri, belli gelir seviyesinin altında olan aileler alırdı. Misafirlere ve şeker toplamaya gelen çocuklara verilirdi. Daha sonra şeker çeşitleri arttı, fiyatlar düştü ve aileler değişik şekerler almaya başladı. Lami ve Lord sadece şeker toplamaya gelen çocuklar için alınırken zamanla yerlerine bonbon şekerler alınmaya başlandı. 

Yazı için araştırma yaparken Balin Gıda sitesini buldum. Lord ve Lami'ye talep azalınca firma başka alanda yoluna devam etmiş.
Birkaç senedir üretimi tekrar başlamış. Kalite anlamında, zamanında beğenilmediği için alınmayan bu iki şeker, şimdi nostalji olacak diye her yerde aranan şeker oldu. E tabi bize de yazısını yazmak düştü.

Sizin evde elegan, bonbon, kutulu bayram çikolataları, badem şekerleri filan ikram edildiyse zengindiniz demektir. 

O yüzden Lord ve Lami, bir fakir nostaljisi...
Anlayamazsınız...
                                                                         

                                                       乇.乃


2016/10/10

GİZEMLİ KARGO

Geçen aylarda posta kutusunda adıma, geldik bulamadık yazılı kargo kağıdı buldum. Bu hiçbir şekilde beklemediğim bir kargo idi. Kimden geldiğini de bilmiyordum. Vakit bulup kargoyu almaya gidemedim. Aradan 3 hafta gibi bir zaman geçmişti. Kargoyu almaya gitsem derken, geldik bulamadık kağıdını kaybettiğim için kargoyu alamayacağımı öğrendim. 
E hal böyle olunca kargo iyice gizemli bir hal almaya başlamıştı. Kimden, nereden, niçin geldiği belli olmadığı için adını gizemli kargo koydum. :D

Sonra bu durum canımı sıktı ve ben de Meri Chen'e gizemli kargoyu anlattım. Durumun komikliğinden bahsettim.
Paketi, takip numarası olmadığı için alamayacağımı, almaya da uğraşmayacağımı anlatırken, o da almam için ikna etmeye çalıştı. 

Sonra üzüldüğümü fark edip her şeyi itiraf etti. Meğerse paketi o yollamış. Takip numarasını yolladı ve kargo elime geçmiş oldu. Tabi tüm sürprizi ve gizemi bozulmuş oldu.

Paket minicikti ama içinden öyle değerli şeyler çıktı ki...

Biri çok sevdiğim ve almayı istediğim Totoro'lu kalemlikti. Diğeri ise bütün samimi duyguları ile yazdığı kısacık mektubu. İkisi de, özellikle mektubu öylesine sevindirdi ki beni anlatamam...
Tabi CC krem filan da yollamıştı. Alerjilerim fazla olduğu için, kremi hala denemedim.
Ve hala Totoro kalemliğime kıyıp, kullanamadım :D
        
                                           gizemli


Umarım size de böyle çok sevdiğiniz arkadaşlarınızdan gizemli kargolar gelir. :D 

Canım Meri Chen'ime çok teşekkür ediyorum. İyi ki var...


                                                  乇.乃




NOT 1: Meri çok güzel bir çekiliş yapıyor. 

NOT 2: Fotoğrafı gece çektiğim çok belli dimi. Farkındayım kötü bir çekim :D


2016/09/25

YÖK BAŞKANI KRİPTO FETÖCÜ MÜ?

Bu yazı herhangi bir kişi veya kurumu suçlamak amacıyla yazılmamış olup, aklımızdaki soru işaretlerine, şüphelerimize hep beraber cevap aramak için yazılmıştır.

1 Eylül 2016 tarihinde çıkan kanun hükmünde kararname ile 15 bin  ÖYP'li akademisyenin hayat akışı bir gecede değişmiş oldu.




Peki nedir bu ÖYP?
Kısaca; Anadolu'daki üniversitelerin ihtiyaç duyduğu öğretim üyelerini yetiştirmek adına, yine Anadolu'nun başarılı evlatlarını değerlendirerek, lisans ortalaması, ALES ve yabancı dil sınavlarının ortalamaları alınarak elde edilen bir puan karşılığı, YÖK tarafından merkezi yerleştirme ile atama yapılan bir akademik kadrodur. Açılımı ise "Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı"dır. Birilerinin dediği gibi ''Öğrenci Yetiştirme Programı'' değildir..!

ÖYP kapsamındaki bir akademisyen, bulunduğu program gereği, şayet kendi üniversitesinde o programın master ve doktora eğitimi yoksa, o programın master ve doktora eğitimi olan başka bir üniversiteye geçici görevlendirme ile gönderilir ve bunun için de geri dönüp orada kaldığı yıl kadar kendi üniversitesinde çalışması için kendisine yüklü miktarda senetler imzalatılır.

ÖYP'liler işe alınırken, daimi kadro olan 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu'nun 33a kadrosu ile işe alınmıştır. Yani kadrolar garantidir ve bu kadrolar merkezidir. Üniversiteler ve rektörler, bu kadrolara müdahale edemez. Ama 1 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan 674 sayılı KHK'nın 49. maddesi ile 15 bin ÖYP'li akademisyenin 33a olan kadrosu, burslu öğrenci statüsü olan ve doktora bitince sona eren 50d kadrosuna dönüştürülmüştür.

Yine ÖYP, mülakat esasına dayanmadığı için, torpilin minimum düzeyde ve hatta imkansız olduğu bir merkezi alım sistemidir. Ama yukarıda adı geçen KHK ile,  FETÖ mücadelesi adı altında, YÖK tarafından KHK fırsatçılığı yapılarak, FETÖ ile alakası olmayan 15 bin genç akademisyenin her türlü yasal hakları ellerinden alınmıştır.

Eski YÖK başkanı ve ÖYP sisteminin kurucusu Prof. Yusuf Ziya Özcan'ın konu ile ilgili attığı twitler









ÖYP'yi bilmeyenler için ise şöyle anlatayım. Anadolu'da ''Oku, memur ol. Sırtını devlete daya'' derler. İşte hakkıyla memur olmuş binlerce genci bir gecede hainlikle itham ederek, memuriyetlerine devam edip etmemelerini üniversitelerin vicdanına bıraktılar. Ki devlet böyle dediği halde, YÖK bu gençlerin işe geri alınmamalarını istiyor. Bir kasa sağlam elmanın içinde 3 ya da 5 tane çürük elma var diye, kasanın tamamını çöpe atamazsınız.
İşte YÖK tam da bunu yapıyor. Eğer varsa birkaç tane hain akademisyen için 15 bin akademisyenin tamamını işsiz bırakıyor ve hainlikle suçluyor.

Bu durum ÖYP'lileri sadece iş yönünden mi etkiledi sanıyorsunuz. 1 Eylül'den itibaren, ÖYP'li akademisyenlerin hayatları tamamen değişti. ÖYP'li olarak varını yoğunu satıp yurt dışında eğitim almaya giden akademisyenler, madden ve manen zarara uğradılar. Düğün, nişan yapacak akademisyenler belki de ayrılmak zorunda kaldılar. Kız istemeye giden akademisyenler ret cevabı aldılar. Ve KHK'dan kısa bir süre sonra bir ÖYP'li eşi, üzüntüden 3 aylık bebeğini düşürdü. 15 bin akademisyenin tamamını, ellerinde kanıt olmadan Fetö'cü düşüncesiyle KHK ile cezalandırmak, ne insanlığa ne de adalete sığar.

Bir ÖYP'li eşi olarak, asla ve asla bu suçlamaları kabul etmiyorum. Hem ben hem de eşim yıllardır FETÖ severlerin karşısında durduk. Hocalarına itikadı bozuk, sakın dinlemeyin kitaplarını okumayın dedik diye bizimle selamı sabahı kesen insanlar, o yıllarda FETÖ yalakalığı sebebiyle amirlerinden terfi aldılar. Vallahi, bir kez bile şu adama laf etmeyeyim de herkes bizimle iyi olsun, yüksek yerlere gelelim diye asla düşünmedim. 10 yıl önce FETÖ hakkında ne diyorsam bugün de aynı şeyleri söylüyorum. 

''La ilahe illallah demeniz yeterlidir. Muhammedun Resulullah demeseniz de olur'' diyen bir insan, bu itikadi yanlışından dönmediği sürece zelil olur.

ÖYP'lilerin tamamını böyle bir hainliğin içinde görmek, aklı selim insanların kabul edebileceği bir şey değildir. Nitekim ÖYP hususunda FETÖ ilişkisini ilk gündeme getiren kişilerden birisi de Akp'li vekil Metin Külünk'tür. Metin Külünk beyefendi her ne kadar ÖYP'nin genelini konu alan bir twit attı ise de ÖYP'nin ne olduğunu, kimlerin ÖYP'li olduğunu, nasıl bir mağduriyet yaşadıklarını öğrenince desteklerini esirgemediler. Attığı twitin altına yapılan yorumlarda, insanların köhne zihniyetini rahatça görebilirsiniz.


               









Hemen belirtmek istiyorum ki ÖYP kapsamında YÖK'ün verdiği ödeneklerin hiçbirisi ÖYP'li akademisyenlerin şahsi hesaplarına yollanmadı. Ödenekler üniversitelerin hesabına yatırıldı ve ÖYP'li gençlere cüzi bir miktarı kongre harcamalarının karşılığında veya iş yerinde kullanılacak malzemelerin alınması karşılığında faturalandırılarak, her şey belgelendirilerek verildi. Doktorasını bitiren ÖYP'liler, bu malzemeleri üniversitelerine geri iade etmek zorundadır. Yani hiçbir şey ÖYP'linin cebine kalmıyor. Lafı açılmışken söyleyim. Eşim ilk ÖYP'lilerden ve bu programa girmesi için istenen taban puanların hep üstünde puanlar alarak yerleşti. O dönem ÖYP'li olabilmek için ALES'ten en az 90 puan alınması gerekiyordu ki bu puanı alabilmek herkesin harcı değil. ÖYP'li olan bir insanın, zeka seviyesi normal insanlara göre daha yüksek olacak ki istenen puanları alabilsin. 15 bin insana torpille ÖYP'li oldular derken iki kez düşünülmeli. ÖYP'li olduğunun ilk ayında evlendik biz. Ve henüz 5 günlük evliyken eğitim için Konya'ya gitti. Aylarca ayrı kaldık. Madem torpille ÖYP'li olduk da niye bu sıkıntıyı kendimize reva gördük değil mi? Hayatımızın en önemli ve en güzel aylarında ayrı kalacak kadar geri zekalıyız çünkü. Size göre...


Eşim ve arkadaşları bir akşam yemeğe gidiyorlar ve arka masada bulunan üniversitelerindeki bölüm başkanlarının, Prof.ların konuşmalarında şu cümleye ister istemez kulak misafiri oluyorlar ''ÖYP'lilerin parasını nasıl paylaşıyoruz?''. Yani ödeneklerin aralarında nasıl pay edileceğini konuşuyor Selçuk Üniversitesi yetkilileri. Konya'ya eşimi ziyarete gittiğim bir gün, ödeneklerin yatırıldığı haftalardan biriydi. Bir kağıt imzalatması gerekiyordu ve imzalayan hocaya ödeneklerin geldiğini bildiği halde ''Hocam, ödeneklerimiz ne zaman yatıyor?'' diye sordu. Hoca da azarlar bir ifade ile öyle bir paradan haberlerinin olmadığını ve gelmediğini söyledi. 

Madem ki ÖYP'liler ödenekleri yiyor da o zaman niye akademisyenlere zam istenirken sadece ÖYP'liler koşuşturdu? Bu durumda çok rahat geçinmeleri gerekmez miydi? Zamma ne gerek vardı? ÖYP kapsamı dışındaki akademisyenlerin çoğu, zammı alamayacağımızı söylediler, dalga geçtiler, köstek oldular; ama o zammı aldık mı? Aldık..! Sadece ÖYP'liler değil, tüm akademisyenler aldı. Hatta zam isterken bir twit dahi atmadığını düşündüğüm Yekta Saraç da akademisyen olduğu için bu zammı aldı. Zammı isterken koşuşturan ÖYP'lilerin kurduğu ÖGESEN, zammı alan destek veren vermeyen tüm akademisyenler. Zammı alırken gecesini gündüzüne katan ÖGESEN, zam gelince de, almanızı sağladık diye gerine gerine gezen diğer SEN.ler... #öyp50d olmasın derken yanımızda olan yine ÖGESEN. 

#öyp50d olmasın diye ortalığı ayağa kaldıran, hainlerle işimiz olmaz diyen, millet vekilinden bakanına herkese derdini anlatan ve destek gören ÖYP'liler, ne yazık ki bu süreçte sadece ve sadece Yekta Saraç'a derdini anlatamadı. Bizlere destek olması yerine köstek olmaya çalışan sayın Saraç'ın az da olsa İslam fıkhından anladığını düşünmüştüm; fakat yanılmışım. Çünkü İslam fıkhında bir insanı bir suçla itham edecekseniz, sağlam delillerinizin ve şahitlerinizin olması gerekir. 15 bin insanı hainlerle bir tutarken, tek tek delil buldular mı, şahitleri var mı; çok merak ediyorum doğrusu.

Madem ki diğer akademisyenler tarafından her zaman göze batan ÖYP'liler, FETÖ temizliğine kurban verildi ve bu aziz milletin içine Anadolu'nun ÖYP'li çocuklarına karşı hainlik şüphesi düşürüldü. 

Ben de size içimize düşen bir şüpheden bahsedeyim. ÖYP'lilerin 50d kadrosuna geçirilmesinden sonra Yekta Saraç hakkında araştırma yaparken ilginç bir şeye rastladım. Risale Yayınevi tarafından basılıp, FETÖ'nün yayın organı olan Zaman gazetesi tarafından dağıtılan Prof. Vehbe Zuhayli'nin İslam Fıkhı Ansiklopedisi'nin içeriğinde Yekta Saraç'ın isminin bulunması bir tesadüf müydü? Daha Yrd. Doç. iken FETÖ'nün yayın organlarından kitap çıkaran sayın Saraç'ın bugün YÖK başkanı olması da bir başka tesadüf olabilir mi? Yine kitabın içerisinde ismi geçen Risale Yayınevi sahibi ve Yekta Saraç'ın ağabeyi olan M. Fatih Saraç'ın, Fetö elebaşına ''Bir emriniz olursa bekliyorum'' diyen Ciner grubu ile çalışması da kesinlikle tesadüftür değil mi?

Şöyle bir araştırdım da FETÖ yayın organı Zaman gazetesinin dağıttığı hiçbir ÖYP'li kitabı yok ama nedense tüm ÖYP'lileri FETÖ'cü olmakla itham eden YÖK başkanının da isminin olduğu, FETÖ yayın organı Zaman gazetesinin dağıttığı, ansiklopedi var. Çok ironik değil mi?

İşte o ansiklopedi ve iç kısımları.


yök başkanı





Bizlere bildiğimiz FETÖ'cüleri ihbar etmemizi söyleyen değerli Cumhurbaşkanımızdı. Bu millet her zaman için devletinin ve Cumhurbaşkanının yanındadır. Sayın Cumhurbaşkanımızın devlet içindeki ve önemli makamlardaki kripto Fetö'cülerin temizlemesinde ne kadar uğraş verdiğini biliyoruz. Allah Cumhurbaşkanımızın, aziz milletimizin ve ÖYP'lilerin yardımcısı olsun.


                                                                                            乇.乃

2016/08/02

Moonlight Drawn By Clouds (Dizi Tanıtımı)

Birkaç aydır Love In The Moonlight tanıtım videosu ortalığı yıkıp geçiyor. Yaz tatilinden önce gördüğüm videonun dizi tanıtımı değil başka bir şey olduğunu söylemişlerdi ama dizi tanıtımı çıktı. Bana da tanıtımı düştü. Açıkçası uzun süredir Kdrama izlemiyordum. Ama bu diziyi çok merak ediyorum. Nasıl merak etmeyim ki? 

Şu videoyu izleyipte, en azından dizinin konusunu merak etmeyen var mı?


                                              


Umarım dizisi de bu kadar eğlenceli olur. Sırf dikkat çekmesi için yapılmış bir çalışma ise başarılı olmuşlar. Ancak diziyle alakası yoksa izleyici kitlesini kaybetme ihtimali var diye düşünüyorum.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Tasarım:Sawako Kuronuma